SİYASET EKONOMİ SAĞLIK EĞİTİM YAZARLAR SPOR
 
 
 
 
image
Metin ALTIOK

Tarih : 25.4.2018  E-Mail : metinaltiok2001@yahoo.com


Seçim Ekonomisine Girerken-I

Bu haftaki Kültürhane’nin penceresinden köşesinde Türkiye’de Neoliberal stratejileri tavizsiz uygulayan AKP iktidar bloğunun aldığı 24 Haziran erken seçim kararının ardındaki ekonomi-politik değişkenleri ele almaya çalışacağız. Geçen yazımızda Neoliberalizmin dünya kapitalizminde işsizlik, adaletsiz bir gelir dağılımı, istihdamsız büyüme, üretimin düşmesi ve düşen kârlılık, yükselen borçluluk düzeyi, enflasyon, kayıt dışı ekonomi (yolsuzluk, rüşvet, ahbap-çavuş kapitalizmi vb.), aşırı finansallaşma ve küresel düzeyde kur artışları gibi sorunları daha da yaygınlaştıracağını dile getirmiştik. Dolayısıyla 1980’lerden beri Neoliberal stratejileri uygulamaya koyan Türkiye kapitalizminin de bu sorunlardan azade olamayacağını söyleyebiliriz.

Yükselen İşsizlik

1980’lerden itibaren Neoliberalizmin saldırısına maruz kalan insanlık, kapitalizmin kâr merkezli anlayışının kaçınılmaz özelliği olan işsizliğin, yoksulluğun ve sefaletin pençesinden kurtulamaz. Marx’a göre kapitalizmde sürekli bir emek arzı fazlası yani ‘yedek işgücü ordusu’ dediği işsizlik sözkonusu olacaktır, çünkü bu emek arz fazlası sürekli ücretleri aşağı doğru baskı altında tutarak artık-değerin ve kârların sıfır olmasını engelleyecektir. Ücretlerin düşmesi ve yedek işsizler ordusunun büyümesi yoksulluğu ve sefaleti daha da arttırarak yaygınlaştıracaktır. Nitekim Dünya ekonomisinde 2007/2008 krizi ve ardından gelen “Büyük Resesyon” sonrasında işsizlik oranları hızla yükselmiştir. Ana-akım iktisatçıların kriz sonrası toparlanma söylemlerine rağmen ücretler reel anlamda kriz öncesi düzeyine erişememiştir. Bununla birlikte kriz sonrası yaratılan işlerin niteliği (esnek ve yarı zamanlı çalışma, taşeronluk vb.) genç kitlelerin ekonomik koşullarının ailelerinin geçmişte sahip olduğu olanaklarının gerisinde kalmasına yol açmıştır. Bu da dünya genelinde yeni yaratılan iş potansiyellerini azaltıcı bir durum yarattığından Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) raporlarına göre dünya ekonomisinde ortalama işsizlik oranları hızla yükselişe geçmiştir. ILO 2017 raporuna göre küresel düzeyde işsiz sayısı geçen yıla göre 3.4 milyon artışla 201 milyona ulaşarak, dünyanın en kalabalık bir çok ülkesinin nüfusunu geçmiştir. ILO’nun yayımladığı ‘2017 Dünyada İstihdam ve Sosyal Görünüm’ raporunda, küresel işsizlik oranının 2017’de yüzde 5.8 olarak gerçekleştiğine işaret edilirken, bu oranın kısa vadede düşmeyeceği uyarısında da bulunulmuştur. Raporda ayrıca, son yıllardaki tüm büyüme eğilimlerine rağmen Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ile yükselen ülkelerde yaklaşık 780 milyon işçinin halen “aşırı” veya “orta derecede” yoksulluk koşullarında yaşadığı kaydedilmektedir.

Türkiye’de de işsizlik oranı sendikaların hesapladığı resmi olmayan verilere göre 2017 yılı için yüzde 17.5 tir. TÜİK yayınladığı resmi verilere göre ise 2015, 2016 ve 2017 yıllarında sırasıyla yüzde 9.9, yüzde 10.3 ve yüzde 10.9 düzeyinde gerçekleşmiştir. TÜİK’in istatistiki olarak işsizlik oranını bilinçli olarak düşük hesaplaması öncelikle ülkedeki toplumsal gerginlikleri azaltıcı ve özellikle genç kitlelerin ve bireylerin iş bulma ve çalışma ümidini kaybetmemesine ve iktidara bağlılığını koparmamasına hizmet eder. Bu yüzden işsizlik sorununu sadece hesaplamalardaki ideolojik unsurlarla sınırlı bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun olarak görmek gerekir. İşsizliğin 2017 yılında yaklaşık olarak yüzde 10.9 düzeyinde gerçekleşmesi ve giderek yükseliyor olması Neo-liberal stratejilerin ülkedeki ekonomik ve toplumsal gerginliği arttırıcı bir faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ücretlerin baskılanması, esnek ve güvencesiz çalışma koşullarının ve taşeronlaştırmanın yaygınlaşması, özellikle Suriyeli göçmen yoğunluğunun olduğu bölgelerde informal ücret düzeylerinde yaşanan düşüşler ve enflasyonun giderek yükselmeye başlaması başta bu bölgeler olmak üzere ülkenin genelinde yaşayan emekçi sınıfların üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu da adaletsiz bir gelir dağılımını hızlandırmakta ve insanlar arasındaki gelir uçurumunu daha da arttırmaktadır. Dünya ekonomisinde artan rekabet, makinalaşma ve finansallaşma eğilimlerinin hızlanması işsizlik sorununu daha da ağırlaştırırken, çalışanların iş sırasında yaşadığı türlü zorluklar, psikolojik yıpranma, güvencesizlik, yaralanma ve ölümler de bu çelişkiyi arttırmaktadır. Türkiye özelinde bütün bunlara OHAL koşullarının çalışma koşulları üzerinde belirleyiciliği ve OHAL koşullarının yarattığı hak arama mekanizmalarının tıkanmış olmasını da eklemek gerekir.

İşte Türkiye ekonomisinin birikimli olarak % 40’dan fazla büyüdüğü bir dönemde işsizliğin düşmemesi ve giderek de yükseliyor olması, gelir dağılımının her geçen gün daha da bozulması ve yoksulluk artışı AKP iktidar bloku açısından tedirginlik yaratıyor. Bu nedenle 24 Haziran 2018 tarihinde baskın seçim kararının alınmasında Neoliberal stratejilerin inşasını tamamlayan AKP iktidarının olası bir ekonomik krizin kendisi için kâbus olma ihtimalini baskın bir seçim ile ertelemeye çalıştığı söylenebilir.

Devam edecek…




 
  YAZARIN ARŞİVİ
 
 
 
  YORUMLAR
 
 
  YORUM YAZIN
 
Adınız Soyadınız :

Yorumunuz          :

Güvenlik Kodu     : Güvenlik Kodu
Kod                        :

 




  HABERCİ GAZETESİ
 

  HABER ARAMA
 
  

  HABERCİ SPOR
 


  BİK İLANLAR
 


  SOSYAL MEDYA
 

 
 

 




sanalbasin.com üyesidir

 
         
ANASAYFA HABER ARŞİVİ KÜNYE İLETİŞİM GİZLİLİK İLKELERİ

 
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz..!
mersinhaberci.com © Copyright 2016-2018 Tüm hakları saklıdır..! İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz..!

URA MEDYA