Çocuklara nasıl bir gelecek bırakacağız?


 

Mersin Çevre Platformu, Dünya Çevre Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, iklim krizi, madencilik faaliyetleri, plastik atık ithalatı ve sanayi yatırımlarının bölgedeki ekolojik dengeyi bozduğunu belirterek, “Yaşanabilir bir gelecek için ekolojik yıkıma son verilmelidir” çağrısında bulundu.

Koray Ünlü

 

Mersin Çevre Platformu (MERÇEP), 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, doğa tahribatının artık yalnızca bir çevre sorunu olmaktan çıktığını, halk sağlığını doğrudan tehdit eden bir krize dönüştüğünü vurguladı. Platform adına açıklama yapan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr.İzzet Çalış, yaşanılabilir bir gelecek için ekolojik yıkıma son verilmesi gerektiğini belirterek, “İklim krizi, kuraklık, seller, orman yangınları, hava kirliliği, su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi, plansız sanayileşme, vahşi madencilik faaliyetleri, endüstriyel tarım, insanlara dayatılan aşırı tüketim alışkanlıkları nedeniyle meydana gelen ekolojik yıkım, yaşam alanlarımızı her geçen gün daha fazla tehdit etmektedir. İklim krizi, dünyayı tehdit eden çok önemli sorunların başında gelmektedir.​İklim krizinin etkileri ortada iken Türkiye'de ve bölgemizde iklim krizinin etkilerini derinleştirecek uygulamalar hızla devam etmektedir. Korunması gereken tarım topraklarımız, ormanlık alanlarımız, sulak alanlarımız, kıyılarımız ve derelerimiz ranta kurban edilerek talan edilmektedir. Havamız, suyumuz ve topraklarımız bilim dışı uygulamalar ile kirletilmektedir.​Bölgemizde yaşamı olumsuz etkileyen kirli teknolojiler mevcut iken, kirlilikleri ve riskleri artıracak ve bölgemiz için ciddi bir tehdit olan Akkuyu Nükleer Santrali, bölgemizi plastik üretim merkezi haline getiren kirli sanayi tesisleri bölgemiz için ciddi bir ekolojik yıkım oluşturacağı açıktır. Bölgemize yakın devam eden savaşların yaratmış olduğu çevre kirliliği doğanın dengesinin ve toplum sağlığının bozulmasına neden olmaktadır. Sulak alanlar bölgemiz için çok önemli bir ekolojik mirastır. Göksu Deltası mevcut uygulamalardan çok olumsuz etkilenmiştir.​Bölgemizde planlanan maden ocakları; yerleşim bölgelerine, Yaban Hayatı Koruma bölgelerine, su kaynaklarına çok yakın olup ormanlık, tarım ve mera alanlarında yapılmak istenmektedir.

 

“MADEN OCAKLARI BÖLGEMİZDE ÇOK CİDDİ EKOLOJİK YIKIMA NEDEN OLMAKTADIR”

Taş ocakları işletmeleri sırasında her gün binlerce ton Amonyum Nitrat ve Fuel Oil karışımlı madde ve dinamitle yapılan patlatmalardan oluşan zehirli gazlar ve sarsıntılar çevre ve halk sağlığını olumsuz etkilemektedir. Maden ocakları bölgemizde çok ciddi ekolojik yıkıma neden olmaktadır.​Son zamanlarda sahillerimiz plastik atıklarla zehirlenmektedir. Plastikler doğada binlerce yıl yok olmazlar. Doğada kaldıkları sürece toprağı, havayı ve suyu kirleterek insan sağlığını bozarlar. Türkiye dünyada başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere diğer ülkelerden en çok plastik çöp atık ithal eden ülke konumuna gelmiştir. Türkiye'ye ithal edilen plastik çöp atığının çoğu denetimsiz ve tehlikeli atıklardır. İthal plastik çöp atıklarının ancak yüzde 10'unun geri dönüşümü sağlanabilmektedir. Bölgemizde faaliyet gösteren plastik çöp atığı geri dönüşüm tesisleri riskli ve kirletme potansiyeli çok yüksek tesislerdir. İthal plastik çöp atıklarının dökme ve yakma faaliyetleri yüzünden tarımsal alanlarımız, gıdamız, havamız, su kaynaklarımız ve denizlerimiz plastik çöplerin neden olduğu son derece zehirli kimyasallarla zehirlenmektedir. İthal edilen plastik atıklar halk sağlığını olumsuz etkilemektedir. Türkiye'ye ithal edilen plastik çöp atıklarının derhal durdurulmasını ve tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını istiyoruz.​Halk sağlığı, çevre sağlığından bağımsız düşünülemez. Doğanın dengesinin bozulması, doğrudan insan bedeninde ve ruhunda ağır tahribatlara yol açmaktadır. Bölgemizde ardı ardına açılan maden ocakları, plastik geri dönüşüm tesisleri ve nükleer santral projeleri, sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda kitlesel bir halk sağlığı krizidir.

 

“TEMİZ HAVA, SU VE GÜVENLİ GIDAYA ERİŞİM ANAYASAL BİR HAKTIR”

Temiz hava, temiz su ve güvenli gıdaya erişim anayasal bir hak iken; bilim dışı projelerle halkımız solunum yolu hastalıkları, kardiyovasküler rahatsızlıklar ve erken ölümlerle karşı karşıya bırakılmaktadır.​Özellikle taş ve maden ocaklarında kullanılan patlayıcıların yaydığı toksik gazlar ve solunan ince partiküller (PM2.5 ve PM10), akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi ölümcül riskleri katlamaktadır. Bununla birlikte, plastik atıkların denetimsizce yakılması ve doğaya salınmasıyla ortaya çıkan dioksin ve furan gibi kalıcı organik kirleticiler, anne sütünden plasentaya kadar geçerek yeni doğan bebeklerin sağlığını daha anne karnındayken tehdit etmektedir. Plastiklerin parçalanmasıyla gıda zincirimize, içme sularımıza ve hatta soluduğumuz havaya karışan mikroplastikler, endokrin (hormonal) sistemimizi bozmakta, bağışıklık yetmezliğine ve kısırlığa yol açmaktadır.​Bölgemizde kanser vakalarında yaşanan gözle görülür artış, bu ekolojik yıkımın acı bir faturasıdır. Tarım topraklarımızın ve yer altı su kaynaklarımızın ağır metallerle zehirlenmesi, soframıza gelen gıdanın birer hastalık kaynağına dönüşmesine neden olmaktadır. Geleceğimiz olan çocukların bilişsel ve fiziksel gelişimini baltalayan bu kirlilik sarmalı, yarının yetişkinlerini kronik hastalıklarla mücadele etmek zorunda bırakacaktır. Sağlık hakkı, en temel insan hakkıdır ve çevreyi kirleten her faaliyet, doğrudan yaşam hakkına yapılmış bir saldırıdır.​Tarım topraklarımızın, meralarımızın ve su kaynaklarımızın ranta kurban edilmesi, sadece ekolojik bir felaket değil; aynı zamanda Türkiye'de yaşanan derin gıda enflasyonunun ve mutfaklardaki ekonomik yangının da temel sebebidir.

 

“TÜRKİYE ÇOK CİDDİ BİR SU VE GIDA KRİZİ SARMALINA SÜRÜKLENMEKTEDİR”

Küresel iklim krizinin getirdiği kuraklık ve çölleşme tehdidi altındaki tarımımız, bir de sermayenin talan projeleriyle nefessiz bırakılmaktadır. İklim krizi rekolteyi vururken, ranta dayalı politikalar üretim alanlarını yok etmekte ve bu iki büyük tehdit birleşerek mutfaktaki yangını körüklemektedir. Tarım arazileri betonlaştırıldıkça, su kaynakları kirletilip sanayiye tahsis edildikçe yerli üretim bitme noktasına gelmekte; bu durum bugün halkımızın sağlıklı gıdaya ulaşamamasına, toplum genelinde yetersiz ve dengesiz beslenme krizinin derinleşmesine zemin hazırlamaktadır. Üretim alanlarımız ve biyoçeşitliliğimiz yok edildikçe halkımız sağlıklı, temiz ve güvenli gıdaya erişememekte, en temel besin maddelerine bile ancak fahiş fiyatlarla ulaşabilmektedir. Doğanın talanı, tarımsal çöküşü ve yoksullaşmayı tetiklemekte; bölgemizi ve Türkiye'yi çok ciddi bir su ve gıda krizi sarmalına sürüklemektedir. Sağlıklı bir çevre barış ortamında sağlanır. Bu nedenle devam eden savaşların bir an önce barışla sonuçlanmasını istiyoruz. Yetkililer yaşam hakkımızı ve ekolojik dengeyi bozan rant politikalarından, kirli teknoloji kurulumundan ve vahşi madencilikten vazgeçmelidir.​5 Haziran Dünya Çevre Gününde, çocuklara yaşanabilir bir gelecek bırakmak için ekolojik yıkıma son verilmesini talep ediyoruz. Dünyada ekonomik, ekolojik ve sosyal yaşamda olumsuz zincirleme etkilere neden olan küresel iklim krizine karşı Türkiye'de ve bölgemizde herkesin mücadele etmesini bekliyoruz” dedi.


   

Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

Yapılan yorumlarda IP Bilgileriniz kayıt altına alınmaktadır..!


  HABERCİ GAZETESİ
 

  HABER ARAMA
 
  
 

  HABERCİ SPOR
 
 
  SOSYAL MEDYA
 

  NÖBETÇİ ECZANE
 
 

 




sanalbasin.com üyesidir

 
         
ANASAYFA HABER ARŞİVİ KÜNYE İLETİŞİM GİZLİLİK İLKELERİ

 
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
mersinhaberci.com © Copyright 2016-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA

Mersin Haber