Haber Merkezi
Mersin'in Tarsus ilçesinde denize giren 5 kişiden 1'i kurtuldu, 4'ü boğuldu. Gece anne, baba ve annenin kız kardeşinin cenazesinin bulunmasının ardından devam eden çalışmalarda, kayıp yeğenin de cansız bedenine ulaşıldı.
“MERSİN’DE YİNE ÖNLENEBİLİR ÖLÜMLER!..
Halk Sağlığı Uzmanı ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Halk Sağlığı Kolu Üyesi ve Mersin Tabip Odası eski başkanlarından Dr. Nasır Nesanır’dan, olaya Boğulma sınıfsaldır” tepkisi geldi.
“Mersin’de yine önlenebilir ölümlerin haberi geldi” diyen Nesanır, “Dünya Sağlık Örgütü'nün 13 Aralık 2024'te yayımladığı Küresel Boğulmayı Önleme Durum Raporu ile 23 Temmuz 2026'da yayımladığı PROTECT Teknik Paketini yeniden incelerken yaklaşık dört yıl önce Mersin sahilinde tanık olduğum bir olay gözümün önüne geldi. O gün gördüklerim, sınıfsal eşitsizliklerin ve kapitalizmin ürettiği yabancılaşmanın en çıplak görünümlerinden biriydi.
Kıyının güvenli ve durgun kısımları belediyeden kiralanmış işletmeler tarafından şezlonglarla kapatılmıştı. Bizler şezlonglarda otururken az ileride bir bağırış koptu. İrkilip yerlerimizden kalktık. Ekipler ve cankurtaranlar olay yerine ulaştı. Ticarileşmiş alanın hemen dışında kalan, dalgalı ve açık denize açık bölgede genç bir Suriyeli sığınmacı çocuğun kaybolduğu anlaşıldı. Arama çalışmaları gece boyunca sürdü; cansız bedenine ertesi gün ulaşıldı. Birkaç metre ötede bir çocuk için yaşamla ölüm arasındaki mücadele sürerken sahilin geri kalanı için zaman akmaya devam etti; insanlar şezlonglarında güneşlenmeyi, denize girmeyi sürdürdü.
“İNSANLARIN GÜNEŞLENMEYİ, DENİZE GİRMEYİ SÜRDÜRMESİ SİSTEMİN ÜRETTİĞİ AĞIR BİR YABANCILAŞMA”
Bu durum bireysel bir vicdansızlık değil, sistemin ürettiği ağır bir yabancılaşmaydı. Parayla satın alınan birkaç saatlik konfor, birkaç metre ötede yaşanan trajediyi görünmez kılabiliyordu. O günden sonra bir daha hiçbir sahilde şezlong kiralamadım. Çünkü o gün orada gördüğüm şey; parası olanın güvenli kıyıya, parası olmayanın ölümcül dalgalara itildiği sınıfsal bir ayrımcılık ve parayla satın alınan konforun ardına gizlenen bir yabancılaşmaydı.
Boğulma, kamuoyunda ve medyada sıklıkla bir ‘kaza’, ‘talihsizlik’ ya da ‘bireysel tedbirsizlik’ olarak sunulmaktadır. Oysa veriler, boğulmanın kamusal altyapı eksikliği, sınıfsal eşitsizlik, güvencesiz çalışma koşulları ve iklim krizinin birleşik etkisiyle biçimlenen yapısal bir halk sağlığı krizi olduğunu açıkça göstermektedir” dedi.
“HER YIL YAKLAŞIK 300 BİN İNSAN BOĞULARAK YAŞAMINI YİTİRMEKTE”
Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre küresel ölçekte her yıl yaklaşık 300 bin insan boğularak yaşamını yitirdiğini belirten DR, Nesanır, boğulmanın, 5-14 yaş arası çocuklarda en sık görülen ilk on ölüm nedeni arasında yer aldığını kaydetti. “Ölümlerin yüzde 90'ından fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleşmektedir” diyen Nasır Nesanır, “Bu tablo, boğulma riskinin tesadüfi değil; toplumların sosyoekonomik koşulları ve güvenli su alanlarına erişimiyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Güvenli su alanları, yüzme eğitimi, kamusal çocuk bakımı ve güvenli su altyapısı temel kamusal hizmetlerdir. Bu kamusal hizmetlerin yetersiz olduğu koşullarda boğulma; yoksulluk, mekânsal eşitsizlik ve altyapı eksikliklerinin kesişiminde ortaya çıkan önlenebilir bir halk sağlığı sorunu hâline gelmektedir.
“İKLİM KRİZİ, BOĞULMA RİSKİNİ SINIFSAL EŞİTSİZLİKLER ÜZERİNDEN DAHA DA DERİNLEŞTİRMEKTE”
DSÖ'nün de vurguladığı gibi iklim krizi ve buna bağlı aşırı sıcaklıklar boğulma riskini artıran önemli çevresel etmenler arasındadır. Uluslararası epidemiyolojik çalışmalar, hava sıcaklığındaki her 1°C'lik artışın boğulma ölümlerinde yaklaşık yüzde 7,2'lik bir artışla ilişkili olduğunu, sıcaklığın 25°C'nin üzerine çıktığı günlerde ise boğulma riskinin yaklaşık beş katına çıkabildiğini göstermektedir. Aşırı sıcaklar, özellikle alt gelir gruplarını serinlemek amacıyla kontrolsüz su alanlarına yöneltmektedir. Klimaya, güvenli yüzme tesislerine ve serinleyebilecek kamusal alanlara erişemeyen yoksul kesimler için sulama kanalları, göletler ve barajlar çoğu zaman tek seçenek hâline gelmektedir. Dolayısıyla iklim krizi, boğulma riskini sınıfsal eşitsizlikler üzerinden daha da derinleştirmektedir.
“BOĞULMALARIN ÖNEMLİ BİR KISMI DENİZLERDE DEĞİL, KONTROLSÜZ İÇ SULARDA YAŞANMAKTA”
Türkiye'de yapılan araştırmalara göre her yıl yaklaşık 800 ila bin 200 kişi boğularak yaşamını yitirmekte, ölümlerin büyük bölümü yaz aylarında meydana gelmektedir. Gelişmiş ülkelerden farklı olarak boğulmaların önemli bir kısmı denizlerde değil, kontrolsüz iç sularda yaşanmaktadır. Özellikle Çukurova, GAP ve İç Anadolu'daki sulama kanalları ile baraj göletleri çocuklar ve gençler açısından ciddi risk alanlarıdır. Güvenli ve ücretsiz yüzme alanlarının yetersiz olduğu birçok bölgede bu kanallar, dar gelirli çocukların fiilen serinleme alanına dönüşmektedir.
YETERSİZ SOSYAL KORUMANIN SONUCU
Türkiye'de boğulma nedeniyle yaşamını yitirenlerin önemli bir bölümünü çocuklar ve gençler oluşturmaktadır. Mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı altyapısız geçici yerleşimlerde görülen bebek boğulmaları; su depoları, kovalar ve açık su birikintilerinin yanı sıra güvencesiz çalışma koşulları, kamusal kreş eksikliği ve yetersiz sosyal korumanın birleşik sonucudur. Bu nedenle bu ölümler ebeveyn ihmaliyle değil, önlenebilir sosyal politika ve halk sağlığı başarısızlıklarıyla açıklanmalıdır.
BOĞULANLARIN YÜZDE 85’İ ERKEK
Boğulma verileri, yaşamını yitirenlerin yaklaşık yüzde 80-85'inin erkek olduğunu göstermektedir. Bu durum, erkek çocuklarının kontrolsüz su alanlarını daha fazla kullanmaları ve risk almaya daha fazla teşvik edilmeleriyle ilişkilendirilmektedir. Buna karşılık kıyıların giderek ticarileşmesi ve ücretsiz halk plajlarının azalması, dar gelirli gençleri cankurtaran bulunmayan kayalık ve akıntılı kıyılara yöneltmektedir.
BOĞULMA ÖLÜMLERİNDE EĞİTİM EKSİKLİĞİ ÖNE ÇIKIYOR
Boğulma ölümlerinin bir bölümü de yüzme eğitimi eksikliğinin sonucudur. Ancak burada da sorun bireysel değil, sınıfsaldır. Yüzme öğrenmek çoğu zaman ücretli kurslara, spor kulüplerine ya da güvenli havuzlara erişebilmeyi gerektirirken, bu olanaklardan daha çok orta ve üst gelir grupları yararlanabilmektedir. Buna karşılık yoksul çocuklar temel yüzme ve suda kalma becerilerini edinemeden sulama kanallarında, göletlerde ya da denetimsiz kıyılarda suyla tanışmaktadır. Oysa temel yüzme becerileri ve güvenli su davranışları birçok boğulma vakasını önleyebilir. Bu nedenle yüzme eğitimi yalnızca sportif bir etkinlik değil, her çocuğun ücretsiz erişebilmesi gereken yaşam kurtarıcı bir kamusal hizmettir” diye konuştu.
BOĞULMA ÖLÜMLERİ KADER DEĞİL
Türkiye'de her yıl yaklaşık bin insanın, önemli bir kısmı çocuk ve genç olmak üzere, önlenebilir nedenlerle boğularak yaşamını yitirmesinin kader olmadığını vurgulayan Dr. Nesanır, açıklamasını şöyle sürdürdü; “Bu ölümleri azaltabilmek için mevsimlik tarım bölgelerinde ücretsiz kamusal kreşlerin yaygınlaştırılması, sulama kanallarının güvenlik bariyerleriyle korunması, güvenli ve erişilebilir halk havuzlarının artırılması, okullarda ücretsiz yüzme eğitiminin kamusal bir hak olarak sunulması ve iklim krizinin halk sağlığı üzerindeki etkilerini dikkate alan bütüncül politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.
25 TEMMUZ'U DÜNYA BOĞULMAYI ÖNLEME GÜNÜ
Boğulma ölümlerini azaltmanın yolu, riski bireylere yüklemekten değil; kamusal altyapıyı güçlendirmekten, sınıfsal ve mekânsal eşitsizlikleri azaltmaktan geçmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 2021 yılında 25 Temmuz'u Dünya Boğulmayı Önleme Günü ilan etmesi ve Dünya Sağlık Örgütü'nün teknik liderliğinde yürütülen çalışmalar, boğulmanın kaçınılmaz olmadığını; doğru halk sağlığı politikalarıyla büyük ölçüde önlenebileceğini ortaya koymaktadır. Ancak boğulmaları gerçekten azaltacak olan, takvimlerde bir günün yer alması değil; insan yaşamını piyasa mantığının üzerinde tutan, kamusal sorumluluğu esas alan ve eşitsizlikleri azaltan halk sağlığı politikalarının kararlılıkla uygulanmasıdır. Çünkü boğulma da, tıpkı diğer önlenebilir ölümler gibi, sınıfsaldır.”