HEDİYE EROĞLU
Ukrayna Bakliyat ve Soya Birliği (Ukrainian Pulses and Soybean Association) tarafından Agro FoodSummit 2026, ikinci kez Mersin'de düzenleniyor.
Ukrayna’ya tarım ürünlerinin ticareti, Türk iş dünyası için hiç olmadığı kadar cazip hale gelirken, 14 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye ile Ukrayna arasında yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması ile birlikte, Ukrayna menşeli ürünlerin yüzde 84'ü Türkiye pazarına gümrük vergisinden muaf olarak giriş yapabiliyor.
Türkiye, halihazırda Ukrayna'nın ihracatında ikinci büyük pazar, üçüncü büyük ticaret ortağı konumunda olup, iki ülke arasındaki toplam ticaret hacmi 7,9 milyar ABD dolarına ulaştı. Bunun 2,7 milyar ABD dolarlık kısmını Ukrayna'nın Türkiye'ye gerçekleştirdiği ihracat oldu.
TARIM SEKTÖRÜNÜN ULUSLARARASI OYUNCULARI MERSİN’DE BULUŞTU
Bu önemli gelişmenin ardından, 24-25 Eylül 2026 tarihlerinde Ukrayna Bakliyat ve Soya Birliği (Ukrainian Pulses and Soybean Association) tarafından Agro FoodSummit 2026, ikinci kez Mersin'de düzenleniyor. Uluslararası nitelikteki bu önemli organizasyon; tarım ve gıda sektöründeki büyük holdinglerin üst düzey yöneticilerini, uluslararası ticaret şirketlerini, işleme sanayii temsilcilerini, lojistik firmalarını, Türkiye ve Ukrayna kamu kurumlarının yetkililerini ve uluslararası tarım ve gıda ticaretinin tüm paydaşlarını bir araya getirdi.
MERSİN'DE YENİ İŞ SÖZLEŞMELERİ İMZALANMASI BEKLENİYOR
Zirve kapsamında; tahıllar, durum buğdayı ve işleme sanayii, bakliyat, soya fasulyesi ve soya küspesi, yağlı tohumlar ve bitkisel yağ sektöründeki gelişmeler ele alınacak.
Çok sayıda Ukraynalı tarım holdingi, uluslararası ihracatçı ve sektörün önde gelen tarım şirketinin katılım sağladığı organizasyonda, Mersin'de yeni iş bağlantıları kurulması, ticari görüşmeler gerçekleştirilerek ve sözleşmeler imzalanması bekleniyor.
“NÜFUS ARTIYOR, İKLİM DEĞİŞİYOR; TARIM ARTIK DAHA ÖNEMLİ”
Organizasyonun paydaşlarından Mersin Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ö. Abdullah Özdemir, artan dünya nüfusuna dikkat çekerek, “İklim değişiyor. Tarımsal kaynaklarımız ise giderek daha değerli hâle geliyor” uyarısı yaptı.
Böyle bir dönemde bakliyatın; yalnızca bir tarım ürünü değil, gıda güvenliği, sağlıklı beslenme ve sürdürülebilir tarım açısından stratejik bir ürün olduğunu kaydeden Özdemir, sektörün hem insan hem de toprak ve çevre için sayısız faydası olduğunu aktardı.
“ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA DAHA FAZLA BAKLİYATA İHTİYACIMIZ OLACAK”
“Şimdi, sektörümüzün geleceği açısından özellikle beş konuya dikkat çekmek istiyorum” diyen Başkan Özdemir, “Birincisi, verimlilik. Önümüzdeki yıllarda daha fazla bakliyata ihtiyacımız olacak. Ancak tarım alanlarını aynı ölçüde artırmamız mümkün değil.
Ekranda da gördüğünüz üzere önümüzdeki on yılda üretimin yüzde 14 artması öngörülürken, ekili alanlardaki artışın yüzde 6’da kalması beklenmektedir. Bu nedenle daha yüksek verimlilikle daha fazla üretmek zorundayız.
“ÜRETİM DESTEKLENMELİ”
İkincisi, üretimin desteklenmesidir. Dünya bakliyat üretimi artıyor ancak bu artış, tahıl ve yağlı tohumlar gibi ürün gruplarının gerisinde kalıyor. Bakliyatın üretim politikalarında ve tarımsal desteklerde daha güçlü bir yere sahip olması gerekiyor. Ülkemizde de bakliyata verilen destekler uzun yıllardır hububat ve yağlı tohumların çok gerisinde kalıyordu.
Mersin Ticaret Borsası olarak çalışmalarımız olumlu sonuç verdi. 2027 yılı için ürün bazında yapılan yüzde 50-75 bandındaki destek artışı ile bakliyat, diğer stratejik ürünler ile rekabet edebilecek seviyeye ulaştı. Türkiye’deki bu olumlu adımın dünya geneline yayılmasını temenni ediyorum.
“TARIMSAL AR-GE YATIRIMLARININ TARIMSAL HASILAYA ORANI AZALMAKTA”
Üçüncüsü, Ar-Ge ve teknoloji. Grafikte de gördüğünüz üzere tarımsal Ar-Ge yatırımlarının tarımsal hasılaya oranı azalmaktadır. Bakliyatta iklime dayanıklı yeni çeşitlere, modern sulama sistemlerine ve üreticinin teknolojiye daha kolay erişmesine ihtiyacımız var. Bakliyatın geleceğini sadece daha fazla ekimle değil, bilgi, teknoloji ve inovasyonla inşa edebiliriz. Bu doğrultuda, Ar-Ge yatırımlarını artırmak zorundayız.
DÜŞÜK-ORTA GELİRLİ ÜLKELER İÇİN ÇAĞRI
Dördüncüsü, düşük-orta gelirli ülkelerde üretimin desteklenmesidir. Bakliyat üretimindeki artışın önemli bir bölümünün özellikle Asya ve Afrika’da yer alan düşük-orta gelirli ülkelerden gelmesi öngörülmektedir. Ancak bu ülkelerde verimlilik ve tarımsal altyapı hâlâ yeterli düzeyde değil. Sulama, depolama ve işleme imkânlarını geliştirmeli; özellikle küçük üreticilerin teknolojiye erişimini artırmalıyız.
DEĞİŞEN TÜKETİM ALIŞKANLIKLARINA DİKKAT
Beşincisi ise değişen tüketim alışkanlıklarıdır. Sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmeye yönelik ilgi her geçen gün artıyor. Bitkisel proteinlere olan talep, bakliyatı gıda sanayinin en önemli hammaddelerinden biri hâline getiriyor. Tüketime hazır, katma değeri yüksek inovatif ürünler olarak bakliyat tüketimini yaygınlaştırmalıyız. Bugün bakliyatı superfood, functional food ve smart food gibi kavramlarla tanımlıyoruz.
Aslında bütün bu kavramların bize söylediği ve benim de konuşmamın temel özeti şudur. Bakliyat, geleceğin gıdasıdır. O hâlde hedefimiz de açıktır: Daha fazla üretmeliyiz. Daha verimli üretmeliyiz. Ve daha fazla bakliyat tüketmeliyiz” diye konuştu.