Haber Merkezi
Türkiye’de kış aylarında da GMT+3 saat diliminin uygulanmasına tepki gösteren Elektrik Mühendisleri Odası Mersin Şubesi, saat politikasının bilimsel veriler ışığında yeniden ele alınmasını istedi. EMO Mersin Şube Başkanı Prof. Dr. Alkan Alkaya, saat uygulamasının yalnızca enerji tüketimi açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek eğitim, sağlık, trafik güvenliği ve gün ışığından yararlanma koşullarının da dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Avrupa’da saatlerin 25 Ekim’de geri alınacağı dönemde Türkiye’de kış saatine geçilmeyeceğinin bildirilmesine dikkat çeken Alkaya, asıl meselenin saatlerin ileri ya da geri alınmasından ibaret olmadığını kaydetti. Türkiye’nin coğrafi konumuna, elektrik tüketim alışkanlıklarına ve toplumun ihtiyaçlarına en uygun saat düzeninin belirlenmesi gerektiğini ifade etti.
“TASARRUF HESAPLARI AÇIKLANMALI”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın kalıcı yaz saati uygulamasının tasarruf sağladığı yönündeki açıklamalarını değerlendiren Alkaya, kamuoyuyla paylaşılan rakamların hesaplama yöntemlerinin de açıklanmasını istedi. Bakanlığın 2022 yılında yaklaşık 8,3 milyar kilovatsaat elektrik tasarrufu ve 9,2 milyar liralık kazanç sağlandığını açıkladığını hatırlatan Alkaya, Ocak 2024’te TBMM’ye verilen yanıtta ise Ekim 2016’dan itibaren yaklaşık 10 milyar kilovatsaat tasarruf sağlandığının bildirildiğini belirtti. Tasarrufun parasal karşılığının tek zamanlı tarifede 8,48 milyar lira, üç zamanlı tarifede 15,48 milyar lira olarak hesaplandığını aktardı. EMO’nun 2017’de yaptığı değerlendirmeye de değinen Alkaya, kalıcı yaz saatinin uygulandığı ilk kış döneminde elektrik tüketiminin bir önceki yıla göre 7,1 milyar kilovatsaat arttığını, Kasım 2016’da tüketimin yıllık bazda yüzde 6,5 yükselerek 22,7 milyar kilovatsaate ulaştığını ifade etti. Resmi tasarruf hesapları ile tüketim verileri üzerinden yapılan değerlendirmeler arasındaki farklılıklara dikkat çeken Alkaya, bilimsel çalışmaların da tek bir sonucu işaret etmediğini belirtti. Cambridge ve Bahçeşehir üniversitelerinden araştırmacıların 2012-2020 verilerini inceleyen çalışmasında ölçülebilir elektrik tasarrufu sağlanmadığı sonucuna ulaşıldığını, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın çalışmasında da toplam tüketim üzerindeki etkinin ihmal edilebilir düzeyde bulunduğunu kaydetti. Alkaya, enerji tasarrufu iddialarının sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için kullanılan verilerin ve hesaplama yöntemlerinin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini vurguladı.
“BİR KİLOVATSAATİN NE ZAMAN TÜKETİLDİĞİ ÖNEMLİ”
Elektrik sisteminin değerlendirilmesinde yalnızca yıllık toplam tüketimin yeterli olmadığını belirten Alkaya, tüketimin günün hangi saatlerinde yoğunlaştığının da önemli olduğunu ifade etti. Bakanlığın, kalıcı yaz saati uygulamasıyla akşam saatlerindeki puant tüketimin daha ileri saatlere kaydırıldığı ve bunun ekonomik ve çevresel fayda sağladığı yönündeki gerekçesine dikkat çeken Alkaya, kış aylarında sabah erken saatlerde ortaya çıkan tüketimin de incelenmesi gerektiğini kaydetti. Alkaya, gün ışığının olmadığı saatlerde aydınlatma, elektrikli ısıtma, konut ve ticarethane tüketiminin ne kadar arttığının belirlenmesi gerektiğini belirterek, “Bu artış akşamdaki azalmayı dengeliyor mu, yoksa aşıyor mu?” sorusunun yanıtının TEİAŞ ve EPDK’nın elindeki saatlik yük verilerinde bulunduğunu ifade etti.
Bu verilerin bağımsız analizlere açılmasını isteyen Alkaya, elektrik tüketiminin yalnızca miktarının değil, hangi saatlerde gerçekleştiğinin de enerji politikası açısından önem taşıdığını vurguladı.
“ÇOCUKLARIMIZ GÜNE KARANLIKTA BAŞLIYOR”
Kalıcı yaz saati uygulamasının çocukların eğitim ve günlük yaşamları üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Alkaya, ikili eğitim yapılan okullarda ders saatlerinin 07.00-18.30 aralığında olmasının kış aylarında önemli sorunlar doğurabildiğini belirtti. Binlerce çocuğun okula gitmek için gün ağarmadan yola çıktığını ifade eden Alkaya, sabah erken saatlerde gün ışığından mahrum kalmanın uyku düzeni, uyanıklık, dikkat ve öğrenme süreçleri üzerindeki olası etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydetti. Alkaya, her çocuğun akademik başarısının düştüğünü ileri sürmediklerini belirterek bilimsel verilerin temkinli değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi’nin insan biyolojisiyle en uyumlu düzenin kalıcı standart saat olduğu yönündeki görüşünü de hatırlatan Alkaya, çocukların yaya ve trafik güvenliği ile ailelerin kaygılarının da değerlendirmeye dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
“MERSİN’DE RESMİ SAAT GÜNEŞ ZAMANINDAN 41 DAKİKA İLERİDE”
Türkiye’nin doğusu ile batısı arasında yaklaşık 1 saat 16 dakikalık zaman farkı bulunduğunu belirten Alkaya, ülke genelinde tek saat dilimi uygulanmasının özellikle batı illerinde gün ışığından yararlanmayı etkilediğini ifade etti. GMT+3 saat diliminin 45’inci doğu boylamına karşılık geldiğini, Mersin’in ise yaklaşık 34,6’ncı doğu boylamında yer aldığını hatırlatan Alkaya, resmi saatin Mersin’in yerel güneş zamanından yaklaşık 41 dakika ileride olduğunu kaydetti. Mersin’de haziran ayında Güneş’in en yüksek noktaya ulaştığı anın saat 12.41 olarak görüldüğünü belirtti. Sorunun Mersin’le sınırlı olmadığını vurgulayan Alkaya, İzmir, Muğla, Antalya, İstanbul, Çanakkale ve Edirne gibi batı illerinin de benzer sorunlarla karşı karşıya olduğunu ifade etti.
EMO’DAN 6 MADDELİK ÖNERİ
Saat politikasının bilimsel ve şeffaf biçimde yeniden değerlendirilmesini isteyen Alkaya, altı maddelik önerilerini de açıkladı. Alkaya’nın önerileri arasında saat uygulamasının enerji, ekonomi, sağlık, eğitim ve güvenlik üzerindeki etkilerinin bağımsız bir akademik heyet tarafından incelenmesi, GMT+2, GMT+2:30 ve GMT+3 seçeneklerinin bilimsel ölçütlerle karşılaştırılması ve kış-yaz saati uygulamasının yeniden değerlendirilmesi yer aldı. Saatlik elektrik tüketimi ve puant verilerinin TEİAŞ ile EPDK tarafından kamuoyuyla paylaşılmasını isteyen Alkaya, okul ve mesai başlangıç saatlerinin Mersin ve diğer batı illerinin yerel ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi gerektiğini belirtti. EMO’nun uygulamaya dayanak gösterilen İTÜ raporlarının kamuoyuyla paylaşılmasını 2017 yılında da talep ettiğini hatırlatan Alkaya, aradan geçen süreye rağmen raporların ayrıntılarına ilişkin taleplerinin karşılanmadığını ifade etti. Alkaya, saat politikasının ideolojik bir tercih ya da tek yönlü bir slogan üzerinden değil, ölçülebilir ve denetlenebilir verilerle belirlenmesi gerektiğini belirterek yetkililere çağrıda bulundu.