Bir önceki yazımda Mersin’in son yıllarda artan ticaret hacmine, ülke ekonomisine sunduğu ciddi katkıya dikkat çekmiş; buna karşılık merkezi yatırımlar konusunda neden hâlâ arzu edilen noktaya gelinemediğini sorgulamıştım. Limanı büyüyen, serbest bölgesi genişleyen, organize sanayi bölgeleri artan bir kentin; ulaşımdan altyapıya kadar birçok başlıkta hâlâ “bekleyen şehir” konumunda olmasını eleştirmiştim. Aslında o yazının kurgusunda ulaşım sorununa da değinip, sözü Adana–Mersin D-400 karayoluna getirecektim. Ancak yazı uzayınca, bu konuyu bir sonraki yazıya bırakmaya karar vermiştim.
İyi bir tesadüf oldu ve Cumhurbaşkanlığı tarafından alınan ve Resmî Gazete’de yayımlanan bir karar kamuoyuna yansıdı. Buna göre, Mersin–Adana Devlet Yolu Projesi kapsamında, yol yapım çalışmalarının ivedilikle tamamlanabilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi. Km 5+500 ile 16+000 arasını kapsayan bu karar, kâğıt üzerinde bakıldığında son derece önemli ve yerinde bir adım.
Mersin–Tarsus arasında sürekli yolculuk yapmak zorunda kalan biri olarak, bu yatırım kararının beni sevindirdiğini açıkça söylemeliyim. Zira bu yolu kullanan herkesin yakından bildiği bir gerçek var: Mevcut yol, artık bu kentin yükünü taşıyamıyor. Fiziki olarak büyüyen Mersin Limanı, serbest bölge, organize sanayi bölgeleri ve artan ağır tonajlı araç trafiği; D-400’ü adeta kilitlemiş durumda. Günün belli saatlerinde yaşanan trafik sıkışıklığı, sadece zaman kaybı değil; sürücüler için ciddi bir stres, bölge ekonomisi için de verim kaybı anlamına geliyor. Yol, uzun süredir çileden öte, açık bir eziyete dönüşmüş durumda.
Ancak sevinçle birlikte bir endişeyi de not düşmem gerekiyor. Çünkü bu yol, Mersin, Tarsus ve Adanalılar için yeni bir hikâye değil. Yaklaşık 10 yıl önce de benzer bir heyecan yaşanmış, “Tarsus–Mersin Arası 8 Şeritli Işıksız Yol Projesi” adıyla kamuoyuna duyurular yapılmıştı. Proje görselleri paylaşılmış, ihaleye çıkıldığı açıklanmış, beklentiler yükselmişti ama sonrasında proje rafa kaldırılmıştı.
Elbette 10 yıl öncesinin siyasi ve ekonomik koşullarıyla bugünkü şartlar aynı değil. Türkiye’nin içinden geçtiği süreç, öncelikler ile ekonomi ve siyasi aktörler değişti. Bu noktada, AK Parti Mersin Milletvekili ve Kamu İktisadi Komisyonu üyesi Ali Kıratlı’nın konu üzerinde önemle durduğunu, süreci yakından takip ettiğini biliyorum. Bu da işin siyasi takibi açısından olumlu bir detay.
Ulaşım sorunu, Mersin’in büyümesinin önündeki en kritik başlıklardan biri. Adana–Mersin hattı sadece iki şehir arasındaki bir yol değil; Çukurova’nın, hatta Doğu Akdeniz’in ticaret omurgasıdır. Bu omurga güçlenmeden, ne sanayi rahatlar ne de liman potansiyelini tam anlamıyla kullanabilir.
Dolayısıyla bu kez beklenti nettir: Bu proje yarım kalmamalı, sürüncemede bırakılmamalı ve geçmişte yaşanan hayal kırıklıklarının bir yenisi olmamalıdır. Mersin, “yatırıma alındı” cümlesini değil, “tamamlandı ve hizmete açıldı” haberini duymak istiyor. Çünkü bu şehir, beklemekten yoruldu.