Mersin’de sorun konuşmakta üstümüze yok.
Trafik mi? Kilit.
Sabah ve akşam saatlerinde ana arterlerde ilerlemek sabır testi haline gelmiş durumda.
Yüksek konutlar mı? Her gün biraz daha gökyüzünü kapatıyor, şehrin siluetini değiştiriyor.
Otopark yetersiz, şehir planlaması ise hâlâ tartışmalı.
Ama ne hikmetse her defasında aynı sahne kuruluyor.
Basın toplantıları yapılıyor. Kameralar karşısına geçiliyor. Mikrofonlar uzatılıyor.
“Konuya hâkimiz.”
“Gerekli çalışmalar başlatıldı.”
“Süreci yakından takip ediyoruz.”
Peki sonuç?
Ertesi sabah trafik yine aynı.
Yoğunluk biraz daha artmış.
Bir mahallede yeni bir proje daha yükselmiş.
Bir kavşakta araç kuyrukları biraz daha uzamış.
Çünkü bu şehirde çoğu zaman sorun çözülmüyor, sadece tarif ediliyor.
Oysa Mersin sıradan bir şehir değil.
Limanı var, üretim gücü var, tarımı var, genç ve dinamik bir nüfusu var.
Ama potansiyel, kendi başına değere dönüşmez.
Plan ister.
Uzun vadeli vizyon ister.
Cesaret ister.
Kararlılık ister.
En önemlisi sorumluluk ister.
Şehir yönetmek; açıklama yapmak değil, ön görmek demektir. Büyümeyi okumak, nüfus artışını hesaba katmak, konut projelerini ulaşım planıyla birlikte düşünmek demektir.
Mersin artık cümle duymak istemiyor.
Artık açıklama değil, uygulama zamanı.
Artık söz değil, sonuç zamanı.