Son günlerde Mersin’de art arda yaşanan şiddet olayları, kentte yaşayan hemen herkesin ortak kaygısı hâline geldi. Sokakta, trafikte, okul çevresinde ya da aile içinde yaşanan her yeni olay, “Bu şehirde ne oluyor?” sorusunu daha yüksek sesle sorduruyor. Mersin, yıllardır hoşgörüsü, çok kültürlü yapısı ve sakin yaşam temposuyla anılan bir kentti. Bugün ise şiddet haberleriyle anılmak, hepimiz için derin bir endişe kaynağı.
Şiddetin tek bir nedeni yok. Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, artan hayat pahalılığı, toplumsal kutuplaşma ve geleceğe dair umutsuzluk bu tablonun arka planında duruyor. Geçim derdiyle boğuşan, kendini güvende hissetmeyen, adalet ve eşitlik duygusu zedelenmiş bireylerde öfke birikiyor. Bu öfke, en küçük tartışmada bile kontrolsüz bir şekilde dışa vurabiliyor.
Özellikle gençler açısından tablo daha da kaygı verici. İş bulma umudu zayıflayan, eğitimle hayata tutunma inancı sarsılan gençler, şiddetin hem faili hem de mağduru hâline gelebiliyor. Kadına yönelik şiddet vakaları ise toplumun kanayan yarası olarak varlığını sürdürüyor. Bir şehirde kadınlar sokakta korkarak yürüyorsa, orada sadece güvenlik değil, vicdan da alarm veriyor demektir.
Elbette güvenlik güçlerinin ve yargının sorumluluğu büyük.
Caydırıcı cezalar, etkin soruşturmalar ve hızlı yargılama, şiddetle mücadelede vazgeçilmezdir. Ancak mesele sadece polisiye tedbirlerle çözülemez. Şiddeti besleyen toplumsal zemini kurutmadan kalıcı bir çözüm mümkün değildir. Eğitimden sosyal politikalara, yerel yönetimlerden sivil topluma kadar herkesin bu sorumluluk zincirinde bir halkası var.
Yerel yönetimlerin mahalle ölçeğinde sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmesi, gençler için spor, kültür ve istihdam odaklı alanlar yaratması hayati önemdedir. Okullarda şiddetsiz iletişim, öfke kontrolü ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularının daha güçlü şekilde ele alınması gerekir. Aile içi şiddetle mücadelede ise koruyucu ve önleyici politikalar lafta değil, sahada hissedilmelidir.
Mersin, şiddetle anılacak bir şehir olmak zorunda değil. Bu kent, dayanışmanın, birlikte yaşama kültürünün ve umudun şehri olabilir. Bunun için susmamak, normalleştirmemek ve “bana dokunmayan yılan” anlayışından vazgeçmek gerekiyor. Şiddete karşı ortak bir duruş sergilenmediği sürece, her yeni olay hepimizi biraz daha yalnızlaştıracak.
Bugün atılacak küçük ama samimi adımlar, yarın Mersin’i yeniden güvenle nefes alınan bir kent hâline getirebilir. Şiddetin değil, yaşamın sesi yükselsin.