Bir kavga…
Ama bildiğimiz kavgalardan değil.
Bir mekânda başlıyor.
Taraflar birbirini tanıyor.
Sesler yükseliyor, gerilim tırmanıyor ve bir anda kontrol kayboluyor.
O an güvenlik kamerası kayıtta. Sonrası 24 saat dolmadan ülke gündemine düşüyor.
Görüntülerde sıradan biri yok. Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer var.
Ve tam da bu yüzden, mesele bir anda büyüyor.
Çünkü Tuncer, alışıldık bir profil değil.
Son seçimde rekor oyla göreve gelen, makamdan çok sahayı tercih eden bir belediye başkanı.
Sokakta yürürken karşılaşabileceğiniz, esnafla sohbet eden, vatandaşla temas kuran bir isim.
Son sel felaketinde de masa başında değil, sahadaydı.
Müdahale etti, mücadele etti, olası daha büyük bir felaketin önüne geçilmesinde rol aldı.
Ama bugün…
Tüm bunlar bir anda silindi.
Yerine tek bir etiket geldi: “kavgacı belediye başkanı.”
İşte asıl sorun tam burada başlıyor.
Çünkü kimse şu soruları sormuyor:
Bu kavga neden çıktı?
Nasıl büyüdü?
Kim ne yaptı?
Neden müdahil olundu?
Bunları bilmeden, birkaç saniyelik görüntüyle hüküm veriliyor.
Oysa gerçek, çoğu zaman o görüntülerin dışında kalıyor.
Evet, bir belediye başkanı örnek olmalı.
Ama şu da unutulmamalı refleksleri olan, hata yapabilen, anlık gerilimlere kapılabilen bir insan.
Robot değil.
Onu tamamen kusursuz, mekanik bir varlık gibi görmek ne kadar gerçekçi?
Diğer yandan bu olay başka bir gerçeği daha gösterdi.
İçeride de dışarıda da, Tuncer’i sevmeyen az değilmiş.
Görüntüler ortaya çıkar çıkmaz oluşan atmosfer, bunu açıkça ortaya koydu.
Sanki bir kesim böyle bir anı bekliyormuş gibi…
Eleştirinin ötesine geçen, doğrudan itibarsızlaştırmaya yönelen bir dil hızla yayıldı.
Bu da bize şunu gösteriyor:
Türkiye’de artık sadece olaylar konuşulmuyor, kişiler üzerinden pozisyon alınıyor.
Bir taraf için “insanlık hali” olan şey, diğer taraf için “kabul edilemez skandal”a dönüşebiliyor.
Ve çoğu zaman kimse gerçeğin tamamını öğrenmekle ilgilenmiyor.
Oysa acele verilen hükümler, en çok da gerçeğe zarar verir.
Bir kavga elbette hoş değil.
Hele ki kamu sorumluluğu taşıyan biri için daha da hassas bir konu.
Ama bir insanı, bir yöneticiyi, tek bir anla tanımlamak da en az o kavga kadar sorunlu.
Belki de biraz durup şunu sormak gerekiyor:
Biz gerçekten neyi yargılıyoruz?
O anı mı, yoksa o an üzerinden kurduğumuz algıyı mı?
Çünkü bazen en büyük gürültü, gerçeğin kendisinden değil, onun etrafında koparılan fırtınadan çıkar.