image
Aydın İbrahim KARA

Tarih : 12.05.2026  E-Mail : ayibkaaikx@gmail.com


HAKİKAT NEDİR? (I)

Vicdanın sustuğu yerde, merhamet de susar…
İnsanlık tarihi boyunca niceleri bu sorunun cevabını aradı...
Antik Yunan’da Sokrates, hakikati insanın içinde aradı: “Bilmediğini bilmektir” dedi.
Aristoteles ise : “Olanı olduğu gibi söylemektir” dedi.
Doğu’da ise hakikat arayışı kalpte ve gönül yolunda oldu.
İbnü'l-Arabî, Vahdet- vücut anlayışında yani varlığın birliğinde…
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ise aşkla anlattı: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Diyerek. Bana göre ise içinin ile dışının bir olma halidir hakikat, yapmacıksız. Yani vicdanlı
ve merhametli olabilme gayretidir.
Modern batı dünyasında ise hakikat anlayışı bizim gibi değil…
Kant hakikati zihnin sınırlarına, Heidegger ise “örtünün açılmasına” bağladı.
Ancak hakikatin üzerindeki örtüyü kaldırmak için yola çıkanlar, güçle tanıştığı an kendi
menfaatine göre gerçeği eğdi-büktü, keser gibi kendisine doğru yontarak, hakikati bir
tahakküm-sömürü aracına dönüştürdü.
Hakikatin, güçten bağımsız olmadığı;
Her toplumun "hakikat" olarak kabul ettiği şeylerin aslında; o toplumdaki iktidar-güç yapıları
tarafından inşa edildiği ise yadsınmaz bir gerçekliktir.
Batı dünyası, doğru bilgi ve gerçeği aramayı ne zaman bırakıp gücün-iktidarın hizmetine
girdi?
Edward Said
’in işaret ettiği gibi Batı; Doğu’yu anlamak için değil, tanımlayarak yönetmek için
doğuyu ve insanlarını önce nesneleştirdi, nesne gözü ile bakılan insana yapılan her türlü
kötülüğün normal olduğuna yönelik bilgi üretti.
“Oryantalizm” adı verilen bu kurgu; Doğu’yu geri, egzotik, tembel, irrasyonel, şiddete
meyilli ve ilkel, Batı’yı ise akılcı ve üstün olarak kodladı.

Bu bir gerçeklik değil, yapacakları sömürü, katliam ve işgallere meşruiyet zemini hazırlama
çabasıydı.
Afrika yağmalandı, Asya parçalandı, Ortadoğu ateşe verildi.
Bu yaptıkları zalimliklere de bir güzel adlar uydurdular:
“Medeniyet, insan hakları, entegrasyon, ticari iş birliği, özgürlük…”
Oysa hakikat şuydu:
Bu, bir medeniyet projesi değil; bir tahakküm düzeniydi.
Sömürgecilik yalnızca toprakları değil, sömürülenlerin zihin dünyalarını da işgal etti.
İnsanlar, zamanla kendini işgalcisinin-tahakkümcüsünün gözünden görmeye başladı.

Ve kendi hakikatine yabancılaştı. Kişi artık kendini kendi gözüyle değil, efendisinin (Batılının) ona biçtiği kimlik üzerinden görmeye başladı.
Asıl kırılma ve kültürel yok oluş işte bu oldu.
Batı medeniyetinin gözünde bugün de tablo pek farklı değil:
Bazı hayatlar değerli… Bazıları değersiz. Bazı ölümler manşet… Bazıları istatistik.




 
  YAZARIN ARŞİVİ
 
 
 
  YORUMLAR
 
 
  YORUM YAZIN
 
Adınız Soyadınız :

Yorumunuz          :

Güvenlik Kodu     : Güvenlik Kodu
Kod                        :

 



  HABERCİ GAZETESİ
 

  HABER ARAMA
 
  
 

  HABERCİ SPOR
 
 
  SOSYAL MEDYA
 

  NÖBETÇİ ECZANE
 
 

 




sanalbasin.com üyesidir

 
         
ANASAYFA HABER ARŞİVİ KÜNYE İLETİŞİM GİZLİLİK İLKELERİ

 
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
mersinhaberci.com © Copyright 2016-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA

Mersin Haber