Tam 24 yıldır yerel ya da genel seçimler öncesinde CHP’de değişmeyen bir gerçek varsa, o da partinin en sert muhalefeti çoğu zaman kendi içinde üretmesidir. İktidara karşı yürütülmesi beklenen siyasi mücadele, bir şekilde dönüp dolaşıp parti içi hesaplaşmalara evrilir. Kimi zaman liderlik yarışı, kimi zaman kurultay tartışmaları, kimi zaman da ideolojik ayrışmalar üzerinden yaşanan bu süreçler, CHP’nin kronikleşmiş sorunu haline gelmiş durumda.
Bugün de farklı bir tabloyla karşı karşıya değiliz. Son dönemde gündemi meşgul eden mutlak butlan tartışması, sadece hukuki bir mesele olmaktan çıkmış, partinin geleceğini etkileyebilecek siyasi bir krize dönüşmüş durumda. Olayın hukuki boyutuyla ilgili iddiaları ve karşı iddiaları bir kenara bıraksak bile, kamuoyunun ve parti tabanının zihninde dolaşan temel soru değişmiyor: Şimdi ne olacak?
Aslında bu sorunun etrafında kümelenen başka sorular da var. Kim kiminle yol yürüyecek? Hangi milletvekili, hangi delege, hangi il başkanı, hangi belediye başkanı ya da hangi parti tabanı mensubu kimin yanında saf tutacak? Bugün verilen destekler yarının siyasi sermayesi mi olacak, yoksa yarın bir tasfiye listesinin gerekçesine mi dönüşecek? CHP kulislerinde konuşulanların önemli bir bölümü artık siyasi projelerden değil, pozisyon almaktan ibaret.
Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu, diğer tarafta Özgür Özel. Yaşananları sadece bir liderlik tartışması olarak görmekle birlikte; aynı zamanda güç, meşruiyet ve siyasi miras mücadelesi de bulunuyor. Kılıçdaroğlu’nun yıllarca yönettiği partide hâlâ ciddi bir etki alanı bulunuyor. Özgür Özel ise kurultaydan aldığı yetkiyi siyasi meşruiyetinin temel dayanağı olarak görüyor. İki isim arasında yaşananlar, dışarıdan bakıldığında adeta uzun soluklu bir satranç maçını andırıyor.
Kılıçdaroğlu hangi hamleyi yapacak? Sessiz kalarak mı ilerleyecek, açık bir siyasi pozisyon mu alacak? Özgür Özel olası hamleleri öngörerek nasıl bir savunma hattı kuracak? Daha önemlisi, bu mücadelede partinin enerjisi yine kendi içine mi harcanacak?..
Derken; Kılıçdaroğlu yeni yapılanma hamlesini yaptı. Partiden uzaklaştırılmış eski kurmayları da yanına alarak, MYK oluşturdu. Burada partinin ve Özel cephesinin geleceğine yön verilecek.
Özel ise bir yandan tabanı yanında durmaya ikna etmenin peşinde olurken, diğer yandan delegelerden ve milletvekillerinden imza topluyor. Öte yandan CHP’nin elden gitmesi durumunda da farklı senaryolara kafa yoruyor.
Türkiye’de milyonlarca seçmen ekonomik sıkıntıları, hayat pahalılığını, işsizliği, eğitim ve adalet sorunlarını konuşurken, ana muhalefet partisinin gündeminin kurultaylar, delegeler ve iç hesaplaşmalar etrafında şekillenmesi başlı başına bir çelişki oluşturuyor. Muhalefetten beklenti, kendi içindeki mücadeleyi büyütmesi değil, iktidara alternatif olacak politikalar üretmesidir.
CHP açısından asıl risk de burada yatıyor. Çünkü seçmen, parti içi kavgaların kazananını değil, ülkenin sorunlarına çözüm üretecek siyasi aktörü görmek istiyor. Siyaset tarihimiz gösteriyor ki liderler arasındaki mücadeleler bir süre sonra son buluyor; ancak o süreçte yıpranan kurumlar, kaybedilen seçmen güveni ve bozulan teşkilat dengeleri uzun yıllar etkisini sürdürüyor.
Belki de CHP yönetiminin ve partinin ağır toplarının kendilerine sorması gereken soru şudur: Bu süreçten kim galip çıkacak değil, süreç sonunda CHP ne kadar güçlü kalabilecek?
Çünkü bazen satranç oyununda şahı korumaya çalışırken, bütün taşlarınızı kaybedebilirsiniz.