Bir zamanlar "evin reisi" denilen baba çalışır, anne ise evin görünmeyen kahramanı olurdu. Hayatın akışı değişti. Ekonomik şartlar değişti. Enflasyon, hayat pahalılığı ve geçim derdi artık tek maaşla ayakta kalmayı neredeyse imkânsız hale getirdi. Bugün milyonlarca ailede hem anne hem baba çalışıyor.
Peki evin içindeki düzen de aynı hızla değişebildi mi?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Sabah erkenden işe giden anne, akşam mesaisini tamamlayıp eve geldiğinde ikinci vardiyasına başlıyor. Yemek hazırlanacak, çocukların ödevleri kontrol edilecek, çamaşır yıkanacak, mutfak toplanacak, yaşlı aile bireyleriyle ilgilenilecek...
Baba da çalışıyor, yoruluyor, emek veriyor. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak birçok evde hâlâ görünmeyen bir eşitsizlik yaşanıyor. İş yerinde eşit çalışan kadın, evde çoğu zaman yalnız bırakılıyor.
Oysa aile olmak sadece aynı evde yaşamak değildir.
Aile, sorumluluğu paylaşabilmektir.
Çocuğun okul toplantısına yalnızca annenin gitmesi gerekmiyor. Doktora yalnızca annenin götürmesi gerekmiyor. Akşam yemeğini yalnızca annenin hazırlaması gerekmiyor. Ev temizliği, alışveriş, faturalar, çocuk bakımı... Bunların hiçbiri sadece kadının görevi değildir.
Çünkü bugün kadın da en az erkek kadar çalışıyor, yoruluyor ve eve ekmek getiriyor.
Üstelik araştırmalar gösteriyor ki ev işlerinin adil paylaşıldığı ailelerde hem evlilikler daha uzun ömürlü oluyor hem de çocuklar daha sağlıklı bir aile modeliyle büyüyor. Çocuklar annelerinden fedakârlığı değil, anne ve babalarından dayanışmayı öğreniyor.
Ne yazık ki toplum olarak hâlâ bazı kalıplaşmış düşüncelerin etkisindeyiz. Erkek mutfağa girince "yardım ediyor" deniliyor. Oysa kendi evinde yapılan iş yardım değil, sorumluluktur. Yardım, başkasının işine destek olmaktır. Ev işleri ise ortak yaşamın ortak yüküdür.
Bugünün çocukları yarının anne ve babaları olacak. Eğer evde paylaşmayı görürlerse, yarın kendi ailelerinde de paylaşacaklar. Ama kız çocuklarına sürekli sorumluluk yükleyip erkek çocuklarını bu yükten uzak tutarsak, yıllardır süregelen adaletsizliği yeni nesillere de miras bırakmış oluruz.
Ekonomik krizlerin en ağır yükünü aileler taşıyor. Ancak bu yük sadece maddi değildir. Psikolojik yorgunluk, tükenmişlik ve zaman yetersizliği de aileleri sessizce yıpratıyor. Bu nedenle evde kurulacak adil bir iş bölümü, sadece kadının değil, bütün ailenin yaşam kalitesini artıracaktır.
Mutlu aileler tesadüfen kurulmaz.
Onlar, sevginin yanında emeğin, saygının yanında sorumluluğun da paylaşıldığı yuvalardır. Belki de artık "Ev işine kim yardım edecek?" sorusunu bırakıp, "Bu evin sorumluluğunu nasıl birlikte paylaşacağız?" sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.
Çünkü güçlü aile; yükün bir kişinin omzuna bırakıldığı değil, omuz omuza yürümeyi bilen aile demektir. Bugünün Türkiye'sinde aileyi ayakta tutacak olan da tam olarak budur: Paylaşılan emek, paylaşılan sorumluluk ve paylaşılan hayat.