Sosyal medyanın maşallahı var…
Her yer rengârenk. Sarı, siyah, beyaz, kırmızı… Bir bakıyorsunuz başka bir renk, birkaç dakika sonra bir başka renk. Mersin’in havası zaten sıcak; sosyal medya sayesinde seçim atmosferi de iyice ısınmış durumda.
Herkes bir rengin peşinde…
“Bizim rengimiz bu…”
“Bizim ekip şöyle…”
“Bizim liste böyle…”
Şaka bir yana, bunda şaşılacak bir şey yok. Çünkü Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın seçimleri yaklaşıyor. MTSO seçimleri de öyle sıradan, “sandığa gideriz, oyumuzu kullanırız, çıkarız” türünden seçimler değildir.
Burada seçim dediğiniz şey, aylar öncesinden başlar.
Kulisler yapılır, telefonlar susmaz, ziyaretler sıklaşır. “Bir kahvemizi içmeye gelin” davetleri çoğalır. Araya hatırlı insanlar girer. Ricalar havada uçuşur. Kim, hangi komitede olacak; kim, kimin listesinde yer alacak; hangi isim kimin yanında duracak…
Velhasıl MTSO seçimleri yaklaşınca Mersin’de yalnızca trafik değil, telefon trafiği de yoğunlaşır!
Elbette bunlar seçimlerin doğal heyecanı.
Ancak bu yıl tablo biraz daha farklı.
Çünkü MTSO seçimleri, mevcut Başkan Hakan Sefa Çakır’ın gözaltına alınmasının gölgesinde yapılacak.
Başkanın hukuki durumuna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmak doğru değil. Süreç devam ediyor. Hukuk ne karar verecek, hep birlikte göreceğiz.
Ama kamuoyunun sormakta haklı olduğu başka bir soru var:
Seçim tarihi neden 3 Ekim?
Çünkü daha önce seçimlerin ekim-kasım döneminde yapılacağı konuşuluyordu. Hatta ekim sonu veya kasım başı ihtimali daha güçlü görünüyordu.
Sonra bir baktık…
Takvim öne geldi.
3 Ekim!
Takvim yaprakları bile bu kadar hızlı kopmuyordu doğrusu.
Şimdi ister istemez insanın aklına çeşitli sorular geliyor.
Bu tarih neden tercih edildi?
Neden daha önce konuşulan tarihlerden daha erken?
Gözaltı sürecinin seçim takvimine etkisi oldu mu?
Yoksa tamamen olağan bir takvim değişikliği mi?
Bunların cevabını elbette ilgili makamlar verecektir.
Fakat seçimlerde takvimin de en az adaylar kadar önemli olduğu unutulmamalı.
Çünkü seçim dediğiniz yalnızca sandık değildir. Hazırlıktır, kulistir, listedir, delegedir, komitedir, meclistir. MTSO gibi kentin ekonomik hayatında önemli ağırlığı bulunan bir kurumun seçiminde, birkaç haftalık süre bile bazı dengeleri değiştirebilir.
Hele ortada yeniden aday olduğunu açıklayan mevcut bir başkan ve devam eden bir hukuki süreç varsa…
İş daha da ilginç hale gelir.
Çünkü kimse yarının ne getireceğini bilmiyor.
Bugün aday olan yarın aynı koşullarda aday olabilecek mi?
Bugün güçlü görünen yarın aynı gücü koruyabilecek mi?
Bugün kenarda duranlar yarın hangi renkte karşımıza çıkacak?
İşte Mersin’in asıl merakı burada.
Sosyal medyada renkler çoğalırken, kulislerde de hesap makineleri çalışıyor olabilir.
Ama bütün bu hareketliliğin içerisinde bir şey unutulmamalı:
MTSO bir siyasi parti değil, kentin iş dünyasının en önemli temsil kurumlarından biri.
Dolayısıyla mesele sadece “kim kazanacak?” meselesi olmamalı.
Asıl mesele; seçimin ne kadar şeffaf, ne kadar adil, ne kadar güven veren bir ortamda yapılacağıdır.
Baskı iddiaları mı?
Rica mı?
Kulis mi?
Araya adam koymalar mı?
Bunların hepsi seçimlerin doğal(!) baharatı olarak görülüyorsa, bari ölçüsü kaçmasın.
Çünkü baharat fazla kaçarsa yemeğin tadı kaçar.
Şimdi Mersin’in iş dünyası 3 Ekim’e kilitlenmiş durumda.
Renkler belli olmaya başladı.
Listeler şekilleniyor.
Kulisler hızlanıyor.
Telefonlar yeniden ısınıyor.
Ve herkes aynı sorunun cevabını merak ediyor:
Bu seçim neden 3 Ekim’de?
Belki de en doğru cevap, seçim sandığından önce kamuoyuna verilecek cevaptır.
Çünkü sandığın güveni, sandık kurulmadan önce başlar.
Renkler ne olursa olsun…
Mersin’in görmek istediği şey, rengârenk listelerden önce bembeyaz bir seçim sürecidir.