Duygusunu tanımayan çocuk, başkasının duygusunu da anlamakta zorlanır
Duygusal gelişim kendiliğinden oluşmaz.
Çocuk yaşayarak öğrenir.
Kızgınlığı yaşayarak öfkesini yönetmeyi öğrenir.
Hayal kırıklığı yaşayarak sabretmeyi öğrenir.
Kaybetmeyi yaşayarak yeniden başlamayı öğrenir.
Bir arkadaşını kırdığında vicdanını dinlemeyi öğrenir.
Bazen istediği olmayınca ağlar.Bazen haksızlığa uğrar.Bazen reddedilir.
Bazen yalnız kalır.Bütün bunlar çocuğun hayatının doğal parçalarıdır.
Biz çocuklarımızın karşılaştığı her güçlüğü teknolojiyle ortadan kaldırmaya çalışırsak, onları hayata hazırlamak yerine hayattan korumuş oluruz.
Oysa hayat, her zaman kolay olmayacaktır.
Ve duygusal dayanıklılık, konfor içinde değil,hayatın gerçek ilişkileri içinde gelişir.
Gelecekte toplumsal yaralar nasıl ortaya çıkabilir?
Bugün verdiğimiz kararların sonuçlarını belki yarın göreceğiz.
İnsanlarla yüz yüze iletişim kurmakta zorlanan…
Eleştiriye tahammül edemeyen…
Reddedilmeyi kabullenemeyen…
Empati kurmakta zorlanan…
Yalnızlığı teknolojiyle bastıran…
Gerçek ilişkiler yerine sanal ilişkileri tercih eden…
Sorunları konuşmak yerine iletişimi kesen…
Kendisini yalnızca dijital dünyanın onayına göre değerlendiren bireylerin çoğaldığı bir toplum düşünelim.
Böyle bir toplumun en büyük problemi teknoloji olmayacaktır.
Birbirini anlamayan insanlar olacaktır.Komşuluk zayıflar.Aile içi iletişim azalır.
Arkadaşlıklar yüzeyselleşir. Toplumsal dayanışma zarar görür. İnsanlar birbirinin acısına karşı daha duyarsız hale gelebilir.
Ve belki de en tehlikelisi, kalabalıkların içinde yaşayan ama kendisini yapayalnız hisseden insanların sayısı artabilir. Artmaya başladı bile ..